Eski Türkçede “Naz” Ne Demek? Kelimenin Kökeni, Anlam Katmanları ve Tarihî Kullanımı
Eski Türkçede “naz” ne demek? Önce küçük ama önemli bir ayrım
Türkçede bugün “naz yapmak”, “nazlanmak”, “nazını çekmek”, “nazlı” gibi ifadeleri o kadar doğal kullanıyoruz ki kelimenin aslında Türkçe kökenli olup olmadığını pek düşünmüyoruz. Özellikle eski metinleri okurken “naz” kelimesine rastlayınca bunun doğrudan Eski Türkçeden günümüze ulaşmış bir sözcük olduğu sanılabiliyor. Fakat burada dil tarihi açısından önemli bir ayrıntı var: “naz” kelimesi köken bakımından Türkçe değildir; Farsça nāz (ناز) kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Buna karşılık tarihî Türkçe metinlerde oldukça erken tarihlerden itibaren kullanıldığı görülür.
Dolayısıyla “Eski Türkçede naz ne demek?” sorusuna verilecek en doğru cevap, “Eski Türkçenin öz Türkçe kelimelerinden biri olarak naz şu anlama gelir” şeklinde olmamalıdır. Daha doğru ifade şudur: “Naz, tarihî Türkçe metinlerde kullanılan, Farsça kökenli bir alıntı kelimedir ve temel olarak işve, cilve, nazlanma, isteksiz veya ağırdan alır gibi görünme, kendini beğendirme ve zaman zaman gurur/büyüklenme anlam alanlarına sahiptir.”
Üstelik kelimenin anlamı yalnızca romantik ilişkilerle sınırlı değildir. Farsça sözlüklerde “naz” için cilve ve işvenin yanında gurur, zarafet, incelik, nazlanma, okşama ve hoşnutluk gibi birbirinden biraz farklı anlamlar da verilir.
“Naz” gerçekten Eski Türkçe bir kelime mi?
Burada dönem adlandırması yüzünden kafa karışıklığı yaşanması çok normal. Türkoloji çalışmalarında “Eski Türkçe” terimi her araştırmacı tarafından aynı sınırlar içinde kullanılmıyor. Ankara Üniversitesi'nin Türk dili tarihi ders materyalinde Eski Türkçe genel olarak Köktürk, Uygur ve Karahanlı Türkçelerini kapsayan dönem olarak veriliyor; başka araştırmacılar ise Eski Türkçeyi daha dar biçimde Köktürkçe ve Eski Uygurca ile sınırlandırabiliyor.
Bu nedenle “naz Eski Türkçede vardı” demeden önce hangi dönemden söz ettiğimizi belirtmek gerekiyor.
Daha da önemlisi, “naz”ın kökeni Farsçadır. Farsça nāz kelimesi “işve, cilve, nazlanma, gurur, zarafet” gibi anlamlara sahiptir. Etimolojik kaynaklarda kelimenin daha eski İranî dil katmanlarıyla bağlantısı da gösterilir. İran dilleri üzerine hazırlanmış etimolojik çalışmalarda Yeni Farsça nāz için “gurur, övgü, cilve, oyunbazlık, incelik” gibi anlamlar kaydedilir.
Yani kelimenin Türkçedeki varlığı ile kelimenin Türkçe kökenli olması iki farklı şeydir.
Bu ayrım bence konunun en ilginç noktalarından biri. Bir kelime başka bir dilden alınmış olabilir ama yüzyıllar boyunca Türkçenin içinde öylesine doğal biçimde yaşayabilir ki artık günlük dilin ayrılmaz bir parçası hâline gelir.
Tarihî metinlerde “naz”ın en eski örnekleri
“Naz” için Türkçe tarihî kaynaklarda gösterilen erken örneklerden biri Mukaddimetü'l-Edeb ile ilişkilidir. Eser, Zemahşerî tarafından 1128-1144 yılları arasında yazılmış ve Harezm Türkçesiyle tercümeli nüshaları sonraki dönemlerde çoğaltılmıştır. Türk dili tarihi açısından son derece önemli olan eserin bilinen en eski Harezm Türkçesi nüshalarından biri 1257 tarihlidir; 1315 tarihli İstanbul nüshası da Türkçe söz varlığı bakımından özellikle zengindir.
Burada tarih konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Mukaddimetü'l-Edeb'in kendisi 12. yüzyılda yazılmıştır; fakat elimizdeki Türkçe tercümeli nüshaların tarihleri farklıdır. Bu nedenle “naz kelimesi kesin olarak şu yıl Türkçeye girdi” demek bilimsel açıdan fazla iddialı olur.
Bununla birlikte tarihî söz varlığı çalışmalarında “naz” için Mukaddimetü'l-Edeb'e dayanan erken bir kayıt gösterilmektedir. Bir başka tarihî kaynak olan Ebu Hayyan'ın Kitâbu'l-İdrâk li-Lisâni'l-Etrâk adlı 14. yüzyıl başındaki eserinde de “nāz kıldı tişi” örneği verilir ve anlamı “kadın nazlandı” biçiminde açıklanır. Aynı kaynakta “nāzlandı” fiili de yer alır.
Bu örnek çok değerli çünkü bugünkü “naz yapmak” ifadesinin tarihî Türkçedeki karşılığının yalnızca sözlük anlamı olmadığını, fiil olarak da kullanıldığını gösteriyor.
“Naz” kelimesinin anlamı yalnızca “cilve” değildir
Günümüzde “naz” denince çoğu kişinin aklına sevgilinin biraz ağırdan alması veya karşısındakine hemen istediğini vermemesi geliyor. Ancak tarihî ve Farsça sözlüklerde kelimenin anlam alanı daha geniştir.
Bir tarafta:
- işve,
- cilve,
- flörtöz davranış,
- nazlanma,
- gönül okşama,
- sevimli bir kapris,
gibi anlamlar bulunurken diğer tarafta:
- gurur,
- kendini ağırdan satma,
- büyüklenme,
- incelik,
- zarafet,
- hoşluk
gibi anlamlar da vardır. Platts'ın sözlüğünde “nāz” için bunların yanı sıra “oyunbazlık”, “sevgililer arasındaki oyun”, “okşama”, “yatıştırıcı veya sevgi gösteren sözler”, “zarafet” ve “incelik” gibi anlamlar sıralanır.
Buradan önemli bir sonuç çıkıyor: “Naz”ı yalnızca “şımarıklık” diye çevirmek eksik kalır.
Mesela “çocuğun nazını çekmek” dediğimizde ortada romantik bir durum yoktur. Buradaki naz, kişinin ilgi ve hoşgörü bekleyen davranışlarını anlatır. “Nazlı bir çiçek” dediğimizde ise kelime hassasiyet ve özen gerektirme anlamına yaklaşır. “Nazlı sevgili” dendiğinde ise romantik ve estetik anlam katmanı öne çıkar.
Yani kelimenin anlamını belirleyen şey büyük ölçüde bağlamdır.
“Naz yapmak” neden doğrudan “hayır” demek değildir?
Bence modern Türkçede “naz”ı anlamanın en pratik yolu, “açık ret” ile “dolaylı mesafe” arasındaki farkı düşünmektir.
Bir kişi doğrudan “hayır” diyebilir. Bu açık bir reddetmedir. “Naz yapmak” ise geleneksel kullanımda çoğu zaman isteği tamamen reddetmeden, karşı tarafın ilgisini veya ısrarını görmek isteyen bir tavrı anlatır.
Farsça sözlüklerde “nāz kardan” için “isteksiz görünmek”, “ağırdan almak”, “cilve yapmak” ve “okşamak/sevgi göstermek” gibi farklı kullanımların verilmesi de bu çok anlamlılığı açıkça gösteriyor.
Burada iletişim bilimleri açısından ilginç bir nokta var: Naz, doğrudan bilgi vermekten çok ilişki hakkında bilgi üreten bir iletişim biçimi olabilir. “Beni ne kadar önemsiyorsun?”, “Benim için ne kadar çaba göstereceksin?” veya “İsteğimi gerçekten anlamaya çalışacak mısın?” gibi sorular bazen açıkça söylenmeden davranışlarla ifade edilebilir.
Fakat bu durum her zaman sağlıklı iletişim anlamına gelmez. Modern ilişkiler açısından bir davranışın “naz” mı, yoksa açıkça ifade edilmemiş bir rahatsızlık mı olduğunu yalnızca dışarıdan bakarak anlamak mümkün değildir. Günümüzde doğrudan iletişim bu yüzden önem kazanıyor.
Erkeklerin ve kadınların “naz” kavramına bakışı neden farklı algılanabiliyor?
Tarihî edebiyatta naz çoğu zaman sevgili ile âşık arasındaki ilişki üzerinden anlatılmıştır. Bu nedenle modern okuyucu kelimeyi kolayca “kadının erkeğe yaptığı cilve” şeklinde daraltabiliyor. Oysa bu, kelimenin tarihî anlam alanını gereğinden fazla cinsiyetlendirmek olur.
Örneğin klasik şiirde sevgili kavramının biyolojik cinsiyeti her zaman modern anlamda açık ve sabit değildir. Daha da önemlisi, tarihî bir şiir örneğinde erkek bir kişinin de “nazlı” olarak tasvir edilebildiğini görüyoruz. Mihrî Hatun üzerine hazırlanmış akademik bir çalışmada, Şehzade Ahmed'in “nazlı gözleri” ifadesi “çeşm-i nâz” şeklinde açıklanır. Çalışmada nâz kelimesinin Farsça olduğu ve “işve, cilve” anlamına geldiği belirtilir.
Dolayısıyla “naz kadınlara özgü bir davranıştır” demek tarihî veriyi gereksiz biçimde daraltır.
Bugün ise farklı kişiler naz kavramını farklı ihtiyaçlarla ilişkilendirebilir. Bir kişi için naz, ilişkinin sıcaklığını ve duygusal yakınlığını gösteren küçük bir oyun olabilir. Başka biri içinse gereksiz dolambaçlılık anlamına gelebilir.
Eski Türkçede “naz” ne demek? Önce küçük ama önemli bir ayrım
Türkçede bugün “naz yapmak”, “nazlanmak”, “nazını çekmek”, “nazlı” gibi ifadeleri o kadar doğal kullanıyoruz ki kelimenin aslında Türkçe kökenli olup olmadığını pek düşünmüyoruz. Özellikle eski metinleri okurken “naz” kelimesine rastlayınca bunun doğrudan Eski Türkçeden günümüze ulaşmış bir sözcük olduğu sanılabiliyor. Fakat burada dil tarihi açısından önemli bir ayrıntı var: “naz” kelimesi köken bakımından Türkçe değildir; Farsça nāz (ناز) kelimesinden Türkçeye geçmiştir. Buna karşılık tarihî Türkçe metinlerde oldukça erken tarihlerden itibaren kullanıldığı görülür.
Dolayısıyla “Eski Türkçede naz ne demek?” sorusuna verilecek en doğru cevap, “Eski Türkçenin öz Türkçe kelimelerinden biri olarak naz şu anlama gelir” şeklinde olmamalıdır. Daha doğru ifade şudur: “Naz, tarihî Türkçe metinlerde kullanılan, Farsça kökenli bir alıntı kelimedir ve temel olarak işve, cilve, nazlanma, isteksiz veya ağırdan alır gibi görünme, kendini beğendirme ve zaman zaman gurur/büyüklenme anlam alanlarına sahiptir.”
Üstelik kelimenin anlamı yalnızca romantik ilişkilerle sınırlı değildir. Farsça sözlüklerde “naz” için cilve ve işvenin yanında gurur, zarafet, incelik, nazlanma, okşama ve hoşnutluk gibi birbirinden biraz farklı anlamlar da verilir.
“Naz” gerçekten Eski Türkçe bir kelime mi?
Burada dönem adlandırması yüzünden kafa karışıklığı yaşanması çok normal. Türkoloji çalışmalarında “Eski Türkçe” terimi her araştırmacı tarafından aynı sınırlar içinde kullanılmıyor. Ankara Üniversitesi'nin Türk dili tarihi ders materyalinde Eski Türkçe genel olarak Köktürk, Uygur ve Karahanlı Türkçelerini kapsayan dönem olarak veriliyor; başka araştırmacılar ise Eski Türkçeyi daha dar biçimde Köktürkçe ve Eski Uygurca ile sınırlandırabiliyor.
Bu nedenle “naz Eski Türkçede vardı” demeden önce hangi dönemden söz ettiğimizi belirtmek gerekiyor.
Daha da önemlisi, “naz”ın kökeni Farsçadır. Farsça nāz kelimesi “işve, cilve, nazlanma, gurur, zarafet” gibi anlamlara sahiptir. Etimolojik kaynaklarda kelimenin daha eski İranî dil katmanlarıyla bağlantısı da gösterilir. İran dilleri üzerine hazırlanmış etimolojik çalışmalarda Yeni Farsça nāz için “gurur, övgü, cilve, oyunbazlık, incelik” gibi anlamlar kaydedilir.
Yani kelimenin Türkçedeki varlığı ile kelimenin Türkçe kökenli olması iki farklı şeydir.
Bu ayrım bence konunun en ilginç noktalarından biri. Bir kelime başka bir dilden alınmış olabilir ama yüzyıllar boyunca Türkçenin içinde öylesine doğal biçimde yaşayabilir ki artık günlük dilin ayrılmaz bir parçası hâline gelir.
Tarihî metinlerde “naz”ın en eski örnekleri
“Naz” için Türkçe tarihî kaynaklarda gösterilen erken örneklerden biri Mukaddimetü'l-Edeb ile ilişkilidir. Eser, Zemahşerî tarafından 1128-1144 yılları arasında yazılmış ve Harezm Türkçesiyle tercümeli nüshaları sonraki dönemlerde çoğaltılmıştır. Türk dili tarihi açısından son derece önemli olan eserin bilinen en eski Harezm Türkçesi nüshalarından biri 1257 tarihlidir; 1315 tarihli İstanbul nüshası da Türkçe söz varlığı bakımından özellikle zengindir.
Burada tarih konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Mukaddimetü'l-Edeb'in kendisi 12. yüzyılda yazılmıştır; fakat elimizdeki Türkçe tercümeli nüshaların tarihleri farklıdır. Bu nedenle “naz kelimesi kesin olarak şu yıl Türkçeye girdi” demek bilimsel açıdan fazla iddialı olur.
Bununla birlikte tarihî söz varlığı çalışmalarında “naz” için Mukaddimetü'l-Edeb'e dayanan erken bir kayıt gösterilmektedir. Bir başka tarihî kaynak olan Ebu Hayyan'ın Kitâbu'l-İdrâk li-Lisâni'l-Etrâk adlı 14. yüzyıl başındaki eserinde de “nāz kıldı tişi” örneği verilir ve anlamı “kadın nazlandı” biçiminde açıklanır. Aynı kaynakta “nāzlandı” fiili de yer alır.
Bu örnek çok değerli çünkü bugünkü “naz yapmak” ifadesinin tarihî Türkçedeki karşılığının yalnızca sözlük anlamı olmadığını, fiil olarak da kullanıldığını gösteriyor.
“Naz” kelimesinin anlamı yalnızca “cilve” değildir
Günümüzde “naz” denince çoğu kişinin aklına sevgilinin biraz ağırdan alması veya karşısındakine hemen istediğini vermemesi geliyor. Ancak tarihî ve Farsça sözlüklerde kelimenin anlam alanı daha geniştir.
Bir tarafta:
- işve,
- cilve,
- flörtöz davranış,
- nazlanma,
- gönül okşama,
- sevimli bir kapris,
gibi anlamlar bulunurken diğer tarafta:
- gurur,
- kendini ağırdan satma,
- büyüklenme,
- incelik,
- zarafet,
- hoşluk
gibi anlamlar da vardır. Platts'ın sözlüğünde “nāz” için bunların yanı sıra “oyunbazlık”, “sevgililer arasındaki oyun”, “okşama”, “yatıştırıcı veya sevgi gösteren sözler”, “zarafet” ve “incelik” gibi anlamlar sıralanır.
Buradan önemli bir sonuç çıkıyor: “Naz”ı yalnızca “şımarıklık” diye çevirmek eksik kalır.
Mesela “çocuğun nazını çekmek” dediğimizde ortada romantik bir durum yoktur. Buradaki naz, kişinin ilgi ve hoşgörü bekleyen davranışlarını anlatır. “Nazlı bir çiçek” dediğimizde ise kelime hassasiyet ve özen gerektirme anlamına yaklaşır. “Nazlı sevgili” dendiğinde ise romantik ve estetik anlam katmanı öne çıkar.
Yani kelimenin anlamını belirleyen şey büyük ölçüde bağlamdır.
“Naz yapmak” neden doğrudan “hayır” demek değildir?
Bence modern Türkçede “naz”ı anlamanın en pratik yolu, “açık ret” ile “dolaylı mesafe” arasındaki farkı düşünmektir.
Bir kişi doğrudan “hayır” diyebilir. Bu açık bir reddetmedir. “Naz yapmak” ise geleneksel kullanımda çoğu zaman isteği tamamen reddetmeden, karşı tarafın ilgisini veya ısrarını görmek isteyen bir tavrı anlatır.
Farsça sözlüklerde “nāz kardan” için “isteksiz görünmek”, “ağırdan almak”, “cilve yapmak” ve “okşamak/sevgi göstermek” gibi farklı kullanımların verilmesi de bu çok anlamlılığı açıkça gösteriyor.
Burada iletişim bilimleri açısından ilginç bir nokta var: Naz, doğrudan bilgi vermekten çok ilişki hakkında bilgi üreten bir iletişim biçimi olabilir. “Beni ne kadar önemsiyorsun?”, “Benim için ne kadar çaba göstereceksin?” veya “İsteğimi gerçekten anlamaya çalışacak mısın?” gibi sorular bazen açıkça söylenmeden davranışlarla ifade edilebilir.
Fakat bu durum her zaman sağlıklı iletişim anlamına gelmez. Modern ilişkiler açısından bir davranışın “naz” mı, yoksa açıkça ifade edilmemiş bir rahatsızlık mı olduğunu yalnızca dışarıdan bakarak anlamak mümkün değildir. Günümüzde doğrudan iletişim bu yüzden önem kazanıyor.
Erkeklerin ve kadınların “naz” kavramına bakışı neden farklı algılanabiliyor?
Tarihî edebiyatta naz çoğu zaman sevgili ile âşık arasındaki ilişki üzerinden anlatılmıştır. Bu nedenle modern okuyucu kelimeyi kolayca “kadının erkeğe yaptığı cilve” şeklinde daraltabiliyor. Oysa bu, kelimenin tarihî anlam alanını gereğinden fazla cinsiyetlendirmek olur.
Örneğin klasik şiirde sevgili kavramının biyolojik cinsiyeti her zaman modern anlamda açık ve sabit değildir. Daha da önemlisi, tarihî bir şiir örneğinde erkek bir kişinin de “nazlı” olarak tasvir edilebildiğini görüyoruz. Mihrî Hatun üzerine hazırlanmış akademik bir çalışmada, Şehzade Ahmed'in “nazlı gözleri” ifadesi “çeşm-i nâz” şeklinde açıklanır. Çalışmada nâz kelimesinin Farsça olduğu ve “işve, cilve” anlamına geldiği belirtilir.
Dolayısıyla “naz kadınlara özgü bir davranıştır” demek tarihî veriyi gereksiz biçimde daraltır.
Bugün ise farklı kişiler naz kavramını farklı ihtiyaçlarla ilişkilendirebilir. Bir kişi için naz, ilişkinin sıcaklığını ve duygusal yakınlığını gösteren küçük bir oyun olabilir. Başka biri içinse gereksiz dolambaçlılık anlamına gelebilir.